← Yazılar

Sürekli Geçmişi Düşünmek: Keşkeler ve Pişmanlık

Bitmiş bir konuşma, verilmiş bir karar, sona ermiş bir ilişki. Sürekli geçmişi düşünmek yorucu ama bırakması zor. Bu yazıda zihnin neden geçmişe döndüğünü ve geçmişle nasıl başka bir ilişki kurabileceğinizi anlatıyorum.

Yazan: Dr. Seher Cömertoğlu Yalçın

Kırmızı ışıkta beklerken yıllar önce bir arkadaşınıza söylediğiniz bir söz aklınıza geliyor ve yüzünüz ısınıyor. Duşta, geçen haftaki iş görüşmesinde verdiğiniz cevabı yeniden kuruyorsunuz; bu sefer daha iyi bir cümleyle. Masada çalışırken ayrıldığınız biriyle yaptığınız son konuşma gözünüzün önüne geliyor. Biri size bir şey anlatıyor, başınızı sallıyorsunuz ama aklınız, kaybettiğiniz birine son kez söyleyemediğiniz şeylerde.

Sürekli geçmişi düşünmek çoğu zaman böyle olur: Ona ayrıca vakit ayırmazsınız, kendiliğinden gelir. Bir sahne açılır, ardından “keşke” ve “neden” soruları sıralanır. Psikolojide buna ruminasyon diyoruz; ne olduğunu ve neden sürdüğünü Endişe ve Ruminasyon yazısında anlattım. Bu yazı işin geçmişe dönük, gündelik tarafıyla ilgili.

Zihin geçmişe bir amaçla döner

Zihin olanı anlamak ister: Nerede yanlış yaptım, başka türlü olabilir miydi? Aynı şeyi bir daha yaşamamak ister. Bazen de, açıkça söylenmese de, olanı geri almak ister; yeterince düşünürsem bir şekilde düzelecekmiş gibi.

İnsanı orada tutan, bir sonraki tekrarın cevabı getireceği umududur. Sahneyi bir kez daha oynatırsınız, belki bu sefer bir şey görürüm diye. Çoğu zaman yeni bir şey çıkmaz ama his aynı kalır: Bırakırsam önemli bir şeyi kaçıracağım.

“Keşke şöyle yapsaydım” diye kurulan düşünceler bu yüzden bu kadar güçlüdür. Araştırmalar bu düşüncelerin bir işe yaradığını da gösteriyor: Bir dahaki sefere neyi farklı yapacağımızı bulmamıza yardım ediyorlar. Zorluk, ders çıktıktan sonra da sahnenin kapanmamasında.

Düşünmek ile takılıp kalmak aynı şey değil

Geçmişi düşünmenin her türü zararlı değil. Bir tartışmayı düşünüp “Bir dahaki sefere rahatsız olduğumu daha erken söyleyeceğim” diyebiliyorsanız, düşünme bir sonuca varmış demektir. Ders çıkarmak budur: Somut, bir yere varan ve sonra bırakılabilen bir düşünme.

Geçmişe takılıp kalmak ise başka bir şeydir. Aynı soru tekrar tekrar sorulur: “Neden ben?”, “Neden o gün o yolu seçtim?”, “Nasıl göremedim?” Bir ayrılığın ardından son konuşmayı kelime kelime yeniden kurmak, her şeyi bozan cümleyi bulmaya çalışmak buna tanıdık bir örnek. Cevap bulunsa bile çoğu zaman rahatlatmaz; bir sonraki soru hazırdır.

Bu tür sorular soyuttur ve hep aynı yere döner. Araştırmalar da aynı konuyu tekrar tekrar düşünmenin “Bundan sonra nasıl yaparım?” gibi somut sorularla ilerlediğinde daha yapıcı, “Neden?” gibi soyut sorularda döndüğünde daha yıpratıcı olduğunu gösteriyor.

Kendinize şunu sorabilirsiniz: Bu düşünce beni bir adıma yaklaştırıyor mu, yoksa yarım saat sonra aynı yerde mi bırakıyor?

Geçmişte geçen zaman şimdiden eksiliyor

Çocuğunuz okulda olanları anlatırken siz üç yıl önceki bir toplantıdasınız. Arkadaşlarınızla yemekteyken aklınız bitmiş bir ilişkinin son haftasında. Yanınızdaki insan bunu çoğu zaman sezer, siz fark etmeden. Bedeli yalnızca kaçan anlar da değil: Araştırmalar, olmuş olanı uzun uzun evirip çevirmenin hüzünlü ruh halini uzattığını ve sorun çözmeyi zorlaştırdığını gösteriyor.

Burada amaç geçmişi hiç düşünmemek değil. Düşündükten sonra şu âna, yanınızdaki insana, elinizdeki işe geri gelebilmek. Zihin aynı şeyi gelecek için de yapar; “ya … olursa” diye kurulan senaryoları kafada senaryo kurmak üzerine yazdığım yazıda ele aldım.

Düşünceyle kavga etmeden

“Geçmişi düşünmekten nasıl kurtulurum?” diye soruyorsanız, ilk söyleyeceğim şu: Bir düşünceden kurtulmaya çalışmak çoğu zaman onu daha sık geri getirir. İtmeye çalıştığınız sahne, tam da bu yüzden daha canlı döner.

Kabul ve Kararlılık Terapisi düşünceyle kavga etmek yerine onu fark etmeyi önerir. Sahne yeniden açıldığında “Yine o konuşmaya döndüm” ya da “Zihnim keşke hikâyesini anlatıyor” diyebilmek. Böylece düşüncenin içinde kaybolmak yerine ona biraz uzaktan bakabilirsiniz. Bazıları sık dönen sahneye kısa bir ad koymayı yararlı buluyor: “ayrılık filmi”, “o toplantı”. Ad koymak sahneyi silmez ama onu tanıdığınızı hatırlatır.

Fark ettikten sonra dikkatinizi şu âna getirebilirsiniz: ayaklarınızın yere bastığına, elinizdeki bardağın sıcaklığına, karşınızdaki kişinin sesine. Döngü yine gelecektir. Amaç onu bir daha hiç gelmeyecek şekilde kapatmak değil, her geldiğinde biraz daha erken fark edip geri dönebilmek.

Pişmanlık neyi önemsediğinizi gösterir

Pişmanlık acıtır, çünkü önem verdiğiniz bir şeye dokunur. Annenizle son yıllarında daha az vakit geçirdiğiniz için pişmansanız, yakınlık ve vefa sizin için önemlidir. Bir toplantıda sesinizi çıkarmadığınız için kendinize kızıyorsanız, dürüstlük ve cesaret sizin için önemlidir.

Geçmişi değiştiremezsiniz ama bugün bu değerlere doğru küçük bir adım atabilirsiniz: aramayı ertelediğiniz birini aramak, bu hafta bir toplantıda düşündüğünüz bir cümleyi söylemek. “Keşke” sorusu “Bundan sonra neye özen göstermek istiyorum?” sorusuna dönüştüğünde, geçmişi evirip çevirmek yerine onunla bir şey yapmış olursunuz.

O günkü siz

Geçmişi düşünürken çoğu zaman bugünün bilgisiyle dünkü kendimizi yargılarız. Oysa o kararı o günkü yorgunluğunuzla, korkunuzla, elinizdeki bilgiyle verdiniz. “Nasıl göremedim?” sorusu çoğu zaman bu farkı unutur.

Aynı hatayı yakın bir arkadaşınız anlatsa ona ne derdiniz? Muhtemelen onu dinler, o günkü koşullarını hatırlatır, hatasını küçümsemeden ama onu ezmeden konuşurdunuz. Şefkat Odaklı Terapi bu bakışı kendinize de yöneltebilmeyi çalışır. Bu, hatayı yok saymak değil; onu insan olmanın bir parçası olarak görebilmek. Sert iç sesle çalışmayı öz şefkat üzerine yazdığım yazıda daha ayrıntılı anlattım.

Bir uzmanla konuşmak

Arada bir geçmişe dönmek, bir kaybın ardından aylarca onu düşünmek insanın yaşadığı bir şey; yas da zamana ihtiyaç duyar. Ama geçmiş istemediğiniz anlarda kendiliğinden geri geliyor, bir olayı yeniden yaşıyormuş gibi oluyorsanız ya da uykunuz, işiniz, ilişkileriniz bundan etkileniyorsa, bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak iyi gelebilir. Özellikle zor bir kaybın ya da sarsıcı bir olayın ardından bunu tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz.

Kaynaklar

  1. Watkins, E. R. (2008). Constructive and unconstructive repetitive thought. Psychological Bulletin, 134(2), 163–206. doi.org/10.1037/0033-2909.134.2.163
  2. Nolen-Hoeksema, S., Wisco, B. E., & Lyubomirsky, S. (2008). Rethinking rumination. Perspectives on Psychological Science, 3(5), 400–424. doi.org/10.1111/j.1745-6924.2008.00088.x
  3. Roese, N. J. (1997). Counterfactual thinking. Psychological Bulletin, 121(1), 133–148. doi.org/10.1037/0033-2909.121.1.133
  4. Hayes, S. C., Luoma, J. B., Bond, F. W., Masuda, A., & Lillis, J. (2006). Acceptance and commitment therapy: Model, processes and outcomes. Behaviour Research and Therapy, 44(1), 1–25. doi.org/10.1016/j.brat.2005.06.006
  5. Neff, K. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101. doi.org/10.1080/15298860309032

Destek almak isterseniz ilk görüşme için iletişime geçebilirsiniz →

İlgili yazıEndişe ve Ruminasyon: Zihinde Dönüp Duran Düşünceler →